Telefon iki üç çalıştan sonra açıldı, ses tanıdıktı, bir süre dinledi, sonra telefonu kapattı. Dolaba koşar adım yürüdü, iki buz aldı ve ensesinden aşağı attı. Rahatlayınca telefonu bir kez daha aldı eline, tanıdık ses, dinleme. Kapatıp banyoya koştu, yüzüne su çarptı. Üçüncü kez, telefon, ses, bu sefer kapattıktan sonra kustu. Ses tanıdıktı, ses biliyordu kimin aradığını ve durmadan konuşuyordu, durmadan anlatıyordu, inanmadığı şeyleri anlatıyordu, kimsenin artık inanmadığı ama varlığını kabul etmeden de duramadığı. Tavşan’ın dağa olan duyguları gibiydi her şey. Yersiz bir içerlemişlikle bakıyordu gördüklerine. Televizyona, bilgisayar ekranına, sahip olabileceği ama kendi hataları ve isteksizliği yüzünden olamadığı şeylere hayıflanıyordu, asla sahip olamayacağı şeylerden nefret ediyordu. Nefretine kılıflar uyduruyor, sahiplerini aşağılamak için yollar keşfediyordu. Giderek derinleşen bir kibir bataklığında sinsice sürünen bir yılan gibiydi; kıskandığı her şeye zehrini boşaltmak için bekleyen, hataları kollayıp ısırmaya hazırlanan berbat, çamur içinde, zavallı bir yılan. Diğerlerini de kendisi gibi olmaya zorlayacaktı, sahip olmayanların egemenliğinde bir dünya istiyordu sanki. Güzel şeylerden duyduğu nefreti zırh yapmıştı kendine ve tek arzusu kazanmak değil, herkesin kaybetmesiydi. Tekrar çevirdi, tanıdık ses duyuldu. Telefonu hoparlöre aldı. Evde yankılanıyordu şimdi tanıdık ses, “sonra kendisine doğru gelen tırtılı gördü, tırtıla döndü dedi ki ‘ooo, tırtıl ne kadar da çok ayağın var öyle’.” Kustu. O tırtıl değildi, kırkayaktı. Belki de değil, gerçekten tırtılların da çok ayağı olabilir. Kimin umrunda? İnandırdıktan sonra. Mutluydu, yalandı, kime neydi, öyle göründükten sonra? Başarılıydı, değildi, umrundaydı belki, kim bilecekti, öyle göründükten sonra? Seviliyordu, umursanıyordu, belki de aşağılanıyordu, iğreniliyordu, ne önemi vardı, o öyle sandıktan sonra? “Ayakları dolanan kaplumbağa, önce sendeledi, sonra paldır küldür yuvarlandı. Ne olduğunu anlayamamıştı. Tırtıl, tavşan ve fil kahkahalarla gülüyorlardı… Bir masal daha sona erdi, lütfen 1’i tuşlayınız.” Son anlarını acınacak bir biçimde ihtilaçlar içinde kıvranarak geçirmişti. Tanıdık ses yoktu artık, gelmeyecekti. 1’e hiç basmadı, bir daha hiç aramadı tanıdık sesi, nasıl oldu da göçüp gidiyordu, hayatına ne olduğunu anlayamamıştı. Tırtıl, tavşan ve fil kahkahalarla gülüyorlardı…