Gözlerimin önünden alevler geçiyor. Yeşil, sıralanmış geçiyorlar, neden geçiyorlar veya neden yeşiller herhangi bir fikrim yok. Yine de beni kendilerine çeken garip bir albenileri var alevlerin, tutmak için uzanıyorum, soğuk gibiler, mantık diyor ki, alevler soğuk olmaz. Aklıma televizyondaki diziler geliyor, kuru buzlar, şarkıcının arkasında durduğu, aralarından gözleri görünen bardaklardan çıkan fırtına dumanları. Hani buzun üzerine su dökünce çıkan mistik dumanlar, büyücü dumanları. Büyücü dumanları normal duman değiller, bunlar da normal alev değil, bunlar bilerek ve isteyerek yapılmış alevler, kontrolden çıkmış bir piroman değil sahibi bilerek yapılmış olsa da, yere düşmüş bir izmarit de değil. Soytarı alevi bunlar, soğuk ve alevlerin tanrısı görse güler ve cennetinden aşağı atar. Cenneti olan bir alev tanrısı; cehennemi daha uygun olurdu ama alev tanrısının panteonunda cehennemde su tanrısı vardır sanırım. Alevler aklımda garip düşünceler oluşturuyor, az önce parçalamaya çalıştım alevleri, gidişlerini durdurmaya çalıştım, aralarına toprak döktüm, yanmaya devam ettiler ama sanki alevlerin küçük parçaları, alevcikler, çok çok küçük dağcılar gibi küçük toprak tümsekciklerine tırmandılar ve yeniden birleştiler. Alevler aklımı karıştırıyor, sönene kadar izlemek istiyorum ama bir an önce sönmelerini ve artık izlememeyi de arzuluyor bedenim. Yine de alevlerle bir hayat düşündüm, soğuk olmalarından cesaret aldım, kokladım, kokuları var mı diye baktım, nefesim dondu, kokuları güzeldi, okyanus gibi, daha önce hiç okyanus koklamadım ama serin, sınırsız ve derinlerde iyotlu gibi olduğunu sanıyorum okyanus kokusunun. Denize benziyor ama denizden sınırsızın kokusu gelmez. Denizden kıyı kokusu gelir. Bu alevlerden okyanus kokusu geliyordu, alevlerle bir hayat mümkündü, yakmıyorlardı, yakacak gibi duruyorlar ama basit ve yapaydılar, yine de şekilleri kendilerine özgüydü, karakterleri vardı, büyük kocaman bir alev olabilecekken alevden bir şerit olmayı uygun görmüşlerdi, alevler terbiye edilebilir, kontrol altına alınabilirdi, alevler umursanabilirdi. Sevilebilirdi, yakmayan güzel yeşil alevlerle yaşanabilirdi, söndürmeme gerek yoktu, hayır, söndürmek gerekmiyordu, hem bu katletmek gibi olurdu, katil ruhu yok içimde, katil ruhu ızdırap kokmaz, neşeli ve güzel kokar ırmaklar gibi, benim ruhum iyot kokar, sınırlıdır ama, yine de serindir. Katil değilimdir doğrusunu söylemek gerekirse, yaşatmayı severim, isterim ki yanımda da yaşansın, alevler de yanımda yaşasın isterim. Ama ruh da çürür, bir gün güzel ve neşeli kokar, gerçek alevler çürümeyi durdurabilir ama yeşil alevler? Bende sadece uygun diyebileceğim duygular oluşturan yeşil, yapay, bilinçli alevler çürümeyi durdurabilir mi? Tatlı meyveler ve bademler ve çimenlerde oynayan neşeli çocuklar gibi kokan bir ruha sahip olursam ne yaparım? Neyse ne, bunun kararı bugün burada verilmeyecek, benim ruhum uzak, ızdıraplı ve tuzlu, alevlerin ruhumu tatlandırması için sayısız bahara ihtiyacı var. Baharları saymaktan vazgeçtiğimde ise, umurum ayrılıp gidecek benden. En nihayetinde, ruh da ölür, tatlı veya tuzlu, ruh ölür.